Bir yılı devirmişiz. En son 16 Ağustos 2013’te yazmışım bloğuma. Şimdi tarih 19 Ağustos, fakat yıl 2014. Ne oldu da bu zamana kadar yazmadım? (Şimdi bazı okuyanlar, bana ne kardeşim yazmadıysan diyor. :) (Tabi okuyan varsa.) Ben yine de anlatayım.) Ana noktada askerlik vardı. Bu 12 ayın, 6 ayını askerlik çaldı hayatımdan. Fakat, aynı zamanda yazacak şeyler biriktirdim. Krizi fırsata çevirdim Demirkıran’ın dediği gibi.
48 erkekle birlikte her gece aynı koğuşta kalma psikolojisi beni bir hiyake yazma planına itti. Geceleri boş zamanlarda, ranzanın üst katında kağıt karalamaları ile başladı. Askerlik bitip kafayı topladıktan sonra da bu karalamalar bir roman alt yapısına benzedi gözümde ve 6 Ağustos 2014 itibariyle açtım o word sayfasını, başladım yazmaya. Hedefim ise romanımı 2017’nin son çeyreğinde okuyucu ile buluşturmak.
29 Ağustos 2013’te Facebook’ta bir gülücük resmini “Telefonu evde, cüzdanını işyerinde unut ama gülümsemeyi asla UNUTMA!” açıklaması ile paylaşım yapmıştım. O anda anlık bir paylaşımdı, fakat benim hayatımdaki “Gülümsemeyi Unutmayın!” akımını başlattı. Bu fikir, romanın alt yapısına yansıdı. Şimdi “Gülümsemeyi Unutmayın” akımını kişisel afişlerimle, romanımı destekleyecek hale getirme projesine adım atıyorum. 1 numaralı afişimi “Bloğunuzu kimse okumuyor. OLABİLİR! Yeter ki; Gülümsemeyi Unutmayın!” konusu ile bu yazının altında paylaşıyorum.
Fikirlerimi beğeniyor / beğenmiyor olabilirsiniz. Saçmaladığımı / boş konuştuğumu düşünüyor olabilirsiniz. “Bu ne be kardeşim, eline klavyeyi alan yazar oldu.” diyor olabilirsiniz. Ya da “Dur bakayım, şu çocuk bir şey diyor; haklı olabilir.” diyor da olabilirsiniz. Ama sizden tek bir ricam var: Hayatınız boyunca asla Gülümsemeyi Unutmayın!... :)
