4 Ağustos 2015 Salı

Toptancı Minibüsü

Yolculuklar bana her zaman keyif vermiştir. Kendimi dinlemeye fırsat bulduğum yerdir o otobüs koltukları. Yolculukların bana keyif vermesinden midir bilmem işyerim ile evim arasında 55 km mesafe var. İşe başlayacağım zaman her gün yolculuk yapacağımın farkındaydım. Ama nereden bilebilirdim ki bu yolculuğun toptancı minibüsünde olacağını!

Bandırma – Susurluk arasında yolcu taşımacılığı yaptığını iddia eden abilerimiz bu toptancı minibüsleriyle tanışmama vesile oldu. Karşıdan bakınca sevimli görünen çakma minibüsler yolcu için eziyetten fazlası değilmiş. Mühendislerin oturup mal taşımak için dizayn ettiği kapalı toptancı kamyonetlerine, bir miktar koltuk, biraz da cam takmışlar. Olmuş bize otobüs. Hayır, gaflet ve delalete kapılan mühendislerin elinden de koltuklu çıkanları var bu kamyonetlerin. Ama bizim şoförlerimiz affeder mi? Buna az koltuk koymuşlar değip bir sıra daha koltuk eklemişler. Yahu benim boyum 1,82. Kuyruk sokumu diye tabir ettiğimiz kalca üstü noktadan dizime kadar olan mesafe belli. Koltuğa oturduğumda dizimin öndeki koltuğa dokunmaması gerekir. Bu hesabın bir hayalden ibaret olduğunu görüyorsunuz içine girdiğinizde. O toptancı kamyonetinde yolculuk etmek zorunda kaldığınız için kendinizi gerçekten mal gibi hissediyorsunuz. Yolda polisin uygulama yaptığını gördüğünüzde sevk irsaliyem nerede benim diye telaşa kapılıyorsunuz.

Yaz sıcağında ayrı dert, kış soğuğunda ayrı dert bunlarla uğraşmak. Mal taşımak için tasarlandığından yolcuyu ısıtmak ya da soğutmak gibi bir kaygısı olmamış aracı dizayn edenlerin. Kış soğuğunda önce şoför ısınıyor. Çünkü ısıtma amacı ile konulmuş dört küçük havalandırma kanalı aracın konsolu üzerinde. Sağ ön koltukta oturan kişi ‘ki şoförden sonra insan yerine konulan ikinci kişi’ ısınıyor yolcular adına. Sonra artık Susurluk'a varmak üzereyken kemiklerimizin buzu çözünmeye başlıyor. Kış soğuğu neyse de bu yaz sıcağını ne yapıcaz. Zaten insan için minimum nefes alma seviyesinin altinda olan hacimleriyle bizi bunaltan kamyonetlere bizim kendini çok zeki zanneden şoförlerimizi kandırarak klima adı altında ilginç bir havalandırma sistemi takmışlar. Nefes almanın zorlaştığı, yolculuk sonunda insanların uykusunun geldiği bu araçlarda yolculuk süresi uzarsa emin olun can kayıpları yaşanacaktır. Araçta 35 dakika yolculuk yapan herkes bitiş noktasinda uyukluyor. Herkes mi yorgun, herkes mi akşam uykusunu alamadı, herkes mi geç yattı? Yok böyle birşey! Araç içinde oksijen kalmadı oksijen! Ölecez lan cam aç diye bağırsan şoföre abi klima açık diye cevap veriyor. Oğlum senin klima dediğinden hava mı giriyor içeri? Camı açsa sadece 67 saniyede içerideki havayı değiştirebilecekken klimada direten şoförün sayesinde içerinin havası 20. dakikadan sonra değişmeye başlıyor.

31 Temmuz 2015 Cuma

Haydi Biraz Eğlenelim

Duvardaki saate bakıyorum. Saniye hiç durmuyor. Masanın üzerini toparlayıp tekrar bakıyorum, yelkovan da terk etmiş yerini. Akrebi hiç sorma zaten… Geriye bakıyoruz da onca yıl ne ara geçti diyoruz. Daha dün diye başlıyoruz beş yıl önceki anılarımızı anlatırken. İleriye bakınca ise uzun bir sonsuzluk görüyoruz. Ölüm belki yarın ziyaret edecek bizi, belki de altmış yıl sonra kim bilir.

Öyle veya böyle bir süre daha yaşayacağız değil mi? O zaman bu güzel hayatı neden böylesine zorlaştırıyoruz ki? Keyif alınacak o kadar çok şey var ki etrafımızda, kafamızı kaldırıp bir sağa sola bakmamız yetecek aslında. Geçmişe dönüp, kafayı takıp üzüldüğüm şeylere baktığımda gülüyorum kendime. Ne saçma şeyler yapmışım diyorum. Siz de yapmıyor musunuz bunu? Bir dönüp bakın geriye. Ne komik şeyler yüzünüzü düşürmüş. Bugün yüzünüzü düşüren şeyler de yarın bu kadar komik gelecek işte size. Bırak o zaman abicim/ablacım. Takma kafaya hiçbir şeyi. Emin ol hayat yüzünü düşürmeye fırsat verecek kadar uzun değil.

Hayatın tadını çıkarmak güzel şey. Hayatın tadını çıkarmak diyorum ama işin bokunu çıkarmak değil. Çünkü bazı arkadaşlar hayatın tadını çıkar dendiğinde bu şekilde yanlış anlıyorlar. Evet, canının istediğini yapacaksın, keyifli şeyler yaşayacaksın tamam ama nereye gittiğini de biliyor olacaksın. Ben hedefinizi belirleyin, hedefiniz yolunda gidin diyecek ne tecrübeye sahibim ne de bilgiye. Fakat gördüğüm bir şey var ki; nereye gideceğini bilmeyenler, bir hedefi, hayat amacı olmayanlar hiçbir yere gidemiyor. Oldukları yerde kalıp kolalarını, biralarını, çaylarını içip sadece o günün keyfini çıkarıyorlar. Sorduğunda “Hayat bir gündür, o da bu gündür.” diyorlar. Çok doğru bir söz bu aslında ama anlayana.

İster kısa tutun beş yıl sonrasına bir hedef koyun, ister benim gibi kırk yedi yıl sonrasına bir hedef koyun. O kalsın. Dursun kenarda. Daha sonra da neden yaşadığınıza karar verin. Hayat amacınız nedir? Bunu düşünün. Farkında olun. Daha sonra düşünmeyi kenara bırakıp günlerin tadını çıkarmaya başlayın. Hedef ve amacınız varsa korkmayın eğlenmekten. Otokontrol sisteminiz sizi yolda tutacaktır. Dediklerimi yapın süper olacak. Emin olun çok eğleneceğiz. Daha da çok eğleneceğiz. Yeter ki; Gülümsemeyi Unutmayın!