8 Eylül 2016 Perşembe

Gelişemeyen Aile Şirketleri

Küçücük pencereden dünyaya bakan ve sadece biraz şanslı olduğu için iş adamı olarak anılmaya başlayan, biz, gerçek insanlara göre cebinde daha fazla parası olan abilerimizin yönetici tavırları, dünyayı ne kadar eğlenceli bir hale getiriyor farkında mısınız? Panayır yeri gibi yönetim ofisleri olan şirketlerden bahsediyorum. Evet. Hani limited şirketi diye andığımız şirketlerin pek çoğu.

Şans eseri de olsa bazen öyle yerlere geliyor ki şirketler, adam gibi yönetilse kimse tutamayacak, sektöründe ülke lideri, belki de dünya lideri olabilecek potansiyele sahip oluyorlar. Bu potansiyeli değerlendirip zirveye ulaşmak yerine, kafalarındaki küçücük problemlerle boğuşan abilerimiz çok tatlı görünmüyorlar mı sizce de? Oyuncaklarıyla oynayan bir çocuk misali. Kızıyor, bağırıyor, yeri geliyor gülüyor, emrediyor. Ne büyük adam olmuş bizim yönetim becerileri yoksulu abilerimiz. Kocaman şirketleri hala kendi bakkal dükkanları zannediyorlar. Yüzlerce insanı istihdam edip, oyun oynuyorlar.

Aslında mutlu personeller, kaliteli işler ve çok para için gereken şey sadece doğru bir yönetim kadrosu. Anne ve baba keyifli bir gecede çocuğu yapar, acılı bir gün ile çocuk doğar, mutlu günlerle çocuğu büyütür. Ama çocuğa okumayı, yazmayı, matematiği öğreten öğretmenlerdir. İşte şirketler de böyle. Patronlar anne, babadır. Yöneticilerse çocuğun öğretmenleri. Gerçek bir yönetim ofisi olmadan büyük adam olmak mümkün değildir.

Nasıl yapacağız peki şimdi? Nasıl düzelteceğiz geleceğimizi?
   
Abicim bak şimdi, yöneticilik vasfına sahip, tecrübeli, senin şirketini yönetebilecek adama iş teklifi gönderiyorsun. Yalnız bu adam; tanıdığın, arkadaşın, hemşerin, asker arkadaşın falan olmayacak. Gerçek bir yönetici olacak. Dinine, diline, ırkına, saçına, sakalına bakmayacaksın. Bu işi gerçekten yürütebilecek insana göndereceksin teklifi. Adam kabul eder de senin şirketinde çalışmaya başlarsa, sen bir daha o adamın işine karışmayacaksın. Başarısının sırrı sorulduğunda ne diyor Rockefeller. “İş yaşamında yaptığım tek bir şey var; doğru insanı işe aldım ve işine karışmadım.” Yapacağın şey bu kadar basit. Sonra o adam ilk olarak ne yapacak biliyor musun? Kendine bir alt kadro oluşturacak. Elemanları işe almaya başladığında şaşıracaksın. Çünkü aldığı elemanların hiçbiri Ahmet'in kızı, Mehmet'in komşusu, Hüseyin'in eski karısı olmayacak. Hiçbiriyle duygusal bağlantısı olmayacak. Sisteme uyum sağlayamayanı eğer ki farklı pozisyonda da değerlendiremiyorsa, karısı daha yeni doğum yaptı yazık diyip tutmayacak, işten çıkaracak. Maliyetlerin artacak. Çıldıracaksın. Seni sürekli şirketten uzaklaştırmaya, tatile göndermeye çalışacak. Sonra öyle bir kadro oluşacak ki o yönetim ofisinde hayran kalacaksın. Kahve makineleri koyacak ofisin içerisine. Bu otomatik kahve makinelerini neden ofise koyduğunu anlayamayacaksın ömür boyu. Anlam veremeyeceksin. Ama senin şirketinin başarısı için yönetici ile yapılan röportajda; başarının sırrının ofisteki kahve makinesi olduğunu söyleyecek ve sen televizyondan izlerken buna yine anlam veremeyeceksin.

Boş ver takma kafaya şimdi. Sen, şirketin yönetimini kendinden başkasına emanet edebilecek kadar ileri görüşlü değilsin. Otur ofisinde bağdaş kurarak halının üstünde. Üçgen delikten ancak üçgen oyuncağı geçirebilirsin. Bırak o dikdörtgeni elinden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder